ANASAYFA

Metroda indi-bindi dönemine son    Hurda araçlara af    'Asabi abi' Kıvanç    Nihat Hatipoğlu ile Kadir Gecesi Sohbeti    Sarıyer Adıyaman'a boyun eğdi 0-1    Başsağlığı    Genç Kızın Kalbi Sınav Stresine Dayanamadı    Kadir Geceniz Mübarek Olsun    Sarıyerli bahçıvanlar sertifikalarını aldı    Modanın kalbi İstanbul'da atacak    

   

Sariyerin Tarihçesi
Tarihçemiz








                                                                                                                            SARIYER::


 

       Büyükdere limanının kuzeye doğru son bulduğu bölümü (Mesar ya da Mezar-Burnu), Simas ("Burun") sözünden bozulmuş olup, Sarıyer koyundaki küçük dere ise, Skletrinas adını taşıyordu. Birincisinde bir Aphrodite heykeli, ikincisinde de Apollon adak yeri vardı. Vaktiyle burada bir mezar olduğu için Mezar-Burnu deniliyorken, bu ad Mesar'a çevrilmiştir. Sarıyer'in iskelesidir. Sarıyer, adını burada gömülü "Sarı Baba" adında bir kişiden aldığı söylenirse de eski eserlerde hep Sarıyer olarak geçmesi, çevrede bakır kapsayan, sarı görünen bir yarın varlığı bu semte vaktiyle Sarı-Yar adını vermişken, sonradan bunun zamanla Sarıyer biçimine girdiğini göstermektedir. Aslında burada şimdi terkedilmiş bir bakır madeni vardır . Sarıyer'in havası iyi olduğu gibi, güzel ye şifalı suları ile de ünlüdür. Boğaziçi' nin iyi suları Sarıyer'de toplanmıştır. "Mahah al-miyah, kesirül- mikdar bir ma-i leziz olup, çamlıca suyu havassında" bulunduğunu bildirdiği Kestane suyundan başka, şifa niteliği herkesçe bilinen Çırçır suyu, Fındık suyu, Hünkar suyu, şifa suyu Sarıyer'e yakın tepelerin eteklerinden çıkar. Yazın bu yüzden, buraları çok rağbet gören bir sayfiye ve mesiredir. (Boğaziçinin Rumeli kıyısındaki ünlü sulardan bu eserde sözü edilen ötekiler İstinye yakınındaki Tokmak suyu ile Baltalimanı çayırındaki Kanlıkavak'tan çıkan, o kıyıda Narhçı yalısı altındaki çeşmeyi oluşturan Narhçı suyudur. Sarıyer'de öteden beri ünlü bahçeler bulunuyordu. Murat IV.'in bir gezinti sırasında gördüğü, "Hadim al-haremeyn olduğum halde, böyle bir ravza-i cenâna mãlik değilim" diye şaşkınlığını açıkladığı Çelebi Solak adıyla tanınmış bir kişinin bahçesi bu meyandadır. Burada Ali Kethüda adında birinin yaptırdığı, Mehmet Kethüda'nın onardığı bir cami ile İbrahim ve Mehmet lV.'In musahiplerinden Mesut Ağa 'nın 1055 'yaptırdığı çeşme anılmaya değer. Sarıyer'den sonra gelen Yeni Mahalle 'de Pazar başı, kıyıda yüksekçe bir yerdeki Fırıldak bahçesi birer mesiredir.

Sarıyer yaklaşık 260.000 nüfusu ve 150.000 seçmeni ile İstanbul'un güzel ilçelerinden biridir. Sarıyer'in 9 köyü bulunmaktadır, önemli semtleri; Rumelikavağı, Boğazağzı, Büyükdere, Kefeliköy, Kireçburnu, Tarabya, Yeniköy, İstinye, Emirgan, Boyacıköy, Baltalimanı,  ve Rumelihisarı'dır.

 
RUMELİKAVAĞI: Bu civarda Milton (Telli Tabya) ve Sarapicion vardı. Anadolu ye Rumeli Kavakları kalelerinin bulunduğu yerde eskiden iki tapınak vardı. Rumeli kıyısındaki Bizanslıların, Anadolu kıyısındaki Kalkedonluların tapınağı idi. Sonraları Bizans İmparatorluğu, karşı karşıya bulunan bu iki tepenin üstünde, Boğazı savunmak üzere iki kale inşa etmiş, tepeden kıyıya kadar uzanan bir duvar yapmıştı. Bir kıyıdan ötekine uzanan, kıyıdaki duvarlara bağlı büyük bir zincirle Boğaz kapatılırdı. Bu kalelerden Anadolu kıyısındaki, Ceneviz kalesi oldukça sağlam bulunmasına karşın, Rumeli kıyısındakinin ancak yıkıntıları görülmektedir.

Gillius'ta burası Rumeli (Hieron Romelias) u biçiminde geçer. Kale duvarından sonra gelen vadi, eskiden dolaydaki taşların altın kapsadığı sanıldığı için, Chrysorrhoas (Altın su) adını taşıyordu. Burada, Gillius'un zamanında, Meryem'e izafe edilen küçük bir kilise vardı. Bu vadinin sonundaki kaynağın bulunduğu tepede, her halde, vaktiyle fener işini gören, büyük yuvarlak bir kule bulunuyordu. Dionysios buna Timea Turris adını verir.

Burası Murat IV. zamanında yaptırılan kale (Boğaz Hisarı) ile, önemli bir yer olmuştu. Bu kale dört köşesi bin adım olmak, güney yanında bir kapısı bulunmak üzere, Anadolu-Kavağı ile birlikte, Kazak ve Rus saldırılarına karşı yaptırıldı; sonradan bir çok kez onarıldı, değiştirildi. Evliya Çelebi, kalenin içinde muhafızlar için 60 ev olduğunu, burada Galata mollasının bir naibi bulunduğunu kaydeder. Murat IV. ün yaptırdığı bir cami ile Karakaş Mustafa Çelebi 'nin yaptırdığı bir mescit, sonradan, Vâlide Hatice Turhan Sultan (Mehmet IV. in annesi) tarafından kardeşi Yusuf Ağa adına bina ve Mahmut II. tarafından tamir ettirilen Valide camii buranın eski ulusal anıtlarını oluşturur. Kıyıda Otuz-Bir suyu adı ile tanınan bir mesiresi de vardır.

 
BOĞAZAĞZI (RUMELİ): Rumeli Kavağı'ndan sonra, kayalıkların bir burunla bittiği yerde, Karadeniz'den girerken, Boğazın Rumeli kıyısındaki ilk limanı vardır. Buna Ephesiates ("Epheslilerin Limanı"; bugünkü Büyük Liman) denirdi. Sonra Aphrodision burnu (Taşlıca Burnu veya Toptaşı) vardır. Daha ileride eski Aphrodite heykeli ile Myreleion mevkii bulunuyordu. Bundan sonra gelen küçük koya Limen Dykion ("Lykialıların Limanı"; bugünkü Hamsi Limanı) ve Karibce kalesi kuzeyindeki limana da Licnias deniliyordu.

Buradan sonra kıyı daha taşlı, daha özel bir biçim alırdı. Eskiden buraya akbaba ve kartalların yuva yapmasından dolayı Gypopolis (Akbaba şehri) denmişti. İhtimal, Papas-Burnu'na kadar sürüp giden bu yerde Argonotları çağıran Kral Phineas'ın sarayı vardı.

 
Boğazın son bulduğu yerdeki burun Panium (Gallius, Phanarion demektedir; Rumeli feneri burnu) dur. Karşısında Kyaneai adacığı (Kızıl-kayalar ya da Kokonora adası) vardır. 1352'de burada Venedik ve Ceneviz donanmaları arasında, Karadeniz egemenliği için, büyük bir savaş olmuştu. Boğazın Rumeli kıyısındaki en son noktaya Symplegades adı veriliyordu. Boğazın dışında Hamus (Istıranca dağIarı) eteklerinde vaktiyle Fener görevi yapan Ovid kulesi denilen bir yer kaydedilmektedir.

Bu yerlerin (Büyük Liman, Karipçe ve Fener) Türk tarihinde, buralarda XVIII. ve XIX. yüzyıllarda savunma düzeni alınmasından başkaca bir değerleri yoktur. Ancak Boğazın girişinde gemilerin geceleyin karaya oturmaması ya da yanlış işaret vererek, bunları yağma etmek isteyen bazı hırsızlardan korumak için, zaman zaman çareler düşünülmüş, Abdülhamit I. zamanında kıyıda mahalleler kurularak, imarına çalışılmış, böylece bu gibi sakıncaların önüne geçilmek istenilmiştir. Abdülaziz döneminde ise, kazazedeleri kurtarmak için, Cankurtaran yapılmış, bu kuruluş bugünkü tahlisiye örgütüne temel olmuştur.

 
BÜYÜKDERE: Büyükdere ve vadisi eskiden Bathykolpos adı ile tanınmıştı. Megoralılar tarafından yaptırılan Saron adak yerinden dolayı buraya Saron körfezi veya Saron burnu (Büyükdere burnu).deniyordu, Bundan başka güzelliği nedeniyle, Kalos Agros ve geniş çayırlığı dolayısıyla, Libadia adları ile tanınırdı .Bu çayırlıkta, "Yedi Kardeş" denilen 7 ağaçlı bir yer vardı ki kesin olarak bilinmemekle beraber, 1096'da birinci Haçlı seferinde Godefroy de Bouillon, ordusu ile, burada kalmıştı.

Vaktiyle Selim II.'in büyük ve geniş çayırlığına sık sık geldiği bu semt derin bir körfezin kıyısını kaplar ve adını körfeze dökülen bu dereden alır. Tarabya gibi, burasıda Beyoğlu'nda kışlık Büyük Elçilikleri olan, bazı Avrupa Büyük Elçilerinin sayfiyesi idi. Rusya ye İspanya Büyük Elçilerinin de yalıları burada bulunuyordu Büyükdere 'de biri Kılıç Ali Paşa yanında çıraklık yapmış olan Mahmut Efendi, öteki Mustafa II. zamanında sadaret kethüdası ünlu Kara Kethüda Ahmet Ağa taraflarından yaptırılan iki cami vardır. Mehmet Ağa 'nın bahçesi de (Kara-Kahya bahçesi) buranın sayılı mesirelerinden biri idi. Kefeli köy ile Büyükdere ,Şehzâde Sultan Mehmet cami vakfındandır.

 
KEFELİKÖY: Kireçburnu'ndan sonra, Büyükdere körfezine dökülen derenin ağzında daha çok balıkçıların oturduğu bir mahalledir. Adını, Kırım'ın İmparatorluğa katılmasından sonra, Kefe 'den getirilerek' buraya yerleştirilen göçmenlerden almış olması ihtimali vardır. Burada Kaptanı derya Uluç Hasan Paşa (ölm. 1589/1590)'nın yaptırdığı bir mescit vardır. Daha sonra; Şeyhülislam Damatzâde Abu' I-Hayr Ahmed Efendi (ölm. 1144 = 1731/1832) buradaki yalısında son zamanlarını geçirdiği sırada, bu mescide *****a vaizi atanmıştır.

 
KİREÇBURNU: Buraya, boğazın kuzey ucu göründüğü için, Karadeniz'in kilidi ve anahtarı anlamına gelen "Kleides kai kleithra tou Pontou" denirdi. Bizanslılar döneminde burada Euphemia'ya verilmiş ve herkesin ziyaret ettiği bir ayazma vardı. Kefeliköy'e giderken yüksekte bulunan bir kaya, Dionysios zamanında, adını bir efsaneden alan Dikaia Petra ("âdil taş") çok ünlüydü.

Burası Tarabya ile Büyükdere arasında bir mahalledir. İskanı konusunda XIX. yüzyılda, Fuat Paşa 'nın sadareti sırasında ve 1293 harbinde girişimler ve çabalar gösterildi. Kireçburnu cami adı ile bir cami, Kireçburnu setleri adlı iki set ile ,biri 1163'te gümrük emini İshak Ağa tarafından hayrat olarak, öteki, 1237'de Tabyalar inşa edildiği vakit yaptırılan iki çeşmesi vardır. Ağaçaltı adı ile tanınan yerde Rumların çok ziyaret ettiği bir ayazma bulunur.

 
TARABYA: Bu liman, İstinye gibi, denize egemen uluslar için, önemli ticari bir yer olmuştur. 1352'de Cenevizler ile Venediklilerin deniz savaşı sırasında Venediklilerin Amirali Nicola Pisani buraya çekilmişti. Bizanslılar çağında burada, içinde savaş esirlerinin hapsedildiği bir hapishane bulunuyordu. Eski çağda Pharmacias adını taşıyan, Medea'nın zehiri ile ilgili görülen bu yer, sonradan havasının güzelliğinden dolayı, Therapia ("Tedavi") diye anılmıştır. Musahipleri Şemsi Paşa, Celil Bey ve ozan Baki gibi kişiler ile Boğaziçi'nde çeşitli yerlerle, has bahçelerden, görünümü güzel korularda ve kıyılarda şölenler düzenleyen Selim II, o çağda balıkçı kulübelerinden başka bir şey bulunmayan Tarabya 'da, bir kasaba kurulmasını ve kendisi için bir köşk yaptırılmasını Sokullu 'ya emretmiş ve ondan sonra burası da bayındır olmuştur . Sonradan, güzelliği dolayısıyla, özellikle Rum zenginlerinin oturduğu bir yer idi. Hatta hükümet aleyhinde bunların gizli tasavvur ye kararları burada konuşulurdu. Eflak Boğdan beyliklerindeki ayrılıkçı hareketler ile Rum ayaklanmaları buradan yönetilirdi. Tanınmış Rum ailelerinden olup, bu gibi fesat hareketlerinde elebaşılık ettiği hükümetçe anlaşılan Ypsilanti 'lerin Tarabya 'da ki sahilhaneleri, bu yüzden zorla ellerinden alınmış ve Selim III. tarafından Fransa büyük elçiliğine bir sayfiye yeri olmak üzere verilmişti. Bundan başka, vaktiyle burada bulunan İsveç ve Napoli elçilerine özgü yalılara ek olarak, sonradan İngiltere, Almanya, Romanya ve Danimarka Büyük Elçileri de birer sayfiye edinmişlerdir. Bu yalılar çoğunlukla doğu zevkine göre döşenirdi. Yazın buralarda yaşam çok canlı olurdu. İsveçli gezgin Björnstahl 'in buradan yazdığı dikkate değer mektupları bu yaşamdan söz eder.Aynı zamanda, Tarabya koyunda sonuçlanan yeşil vadide ilgi çekici bir mesire idi. Evliya Çelebi zamanında, Tarabya, 1033'te uğradığı Kazak saldırı ve tahribatının izlerini taşımakla birlikte, imar da görmekte idi. Burada bânisi tüccardan Hacı Osman Ağa olan bir cami vardır ki, bu ilkin Mustafa III döneminde Alacacı Hüseyin Ağa, sonra 1244'te .Silahdar-i şehriyari Ali Ağa tarafından değiştirilip genişletilmiştir. Tarabya 'da Mahmut II. ve Bezmialem Valide Sultan taraflarından yaptırılmış iki çeşme de vardır.

 
YENIKÖY: Yeniköy kıyısı, burada yetiştirilen çilek dolayısıyla, Komarodes ve bir az ilerisi Bakchiai diye adlandırılmıştı. Kalender Koyu, bir barbar kralının adını (Pitheku Limen) taşımakta idi. Aynı zamanda Bizanslılar buraya, durgun denizi nedeniyle, Eudios Kalos demişlerdir.

Kanuni 'nin zamanında kurulmakla bu günkü adını alan bu köy, Türklerin Boğaziçi'ndeki imarcı ve medeni rollerini, hizmetlerini açık bir biçimde gösterir. Yeni-köy, Evliya Çelebi zamanında, 3.000 evli ve bağlı bahçeli bir kasaba idi. Galata nâibi idaresinde olup, su başısı , yeniçeri serdarı, çavuş ve yasakçıları vardı. Halkı hep Trabzonlu ve Karadeniz kıyısından gelme idi. Zaten Tarabya, Büyükdere, Sarıyer halkı da çoğunlukla bu gibi diyardan gelenlerden idi. Burada banileri, Osman II. döneminde kaptanı derya ve sadrazam olan Güzelce Ali Paşa ile Zembilli Ali Efendi 'nin oğlu Fazlı efendi (ölm. 1583) olan Ali Paşa ye Molla Çelebi camileri ve Şeyh İsmail'in Halveti tekkesi de vardı . Karadenize çıkan gemilerin kaptanları peksimetlerini Galata ile Yeniköy 'den alırlardı. Mahmut II. döneminde Rum zenginleri, Yeniköy 'de Osmanlı mimarisine en güzel örnek olacak l yalılar yaptırmışlardı. Burada Rumlardan başka Ermeniler de vardı. Bunlar evlerini siyaha ve Rumlar ise, kırmızıya boyatmak zorunda idiler. Bununla birlikte sonradan bu yöntem bırakılmış, yeşil dışında, Hristiyanlar evlerini istedikleri renge boyatabilmişlerdir. Bir az ilerideki Köy Başı'nda bir tabya ve daha ilerideki koy da Kalender köşkü vardı. Bu ad, burada gömülü bu addaki bir dervişten alınmış olacağı gibi, durgun denizi nedeniyle verilen Eudlas Kalos 'tan gelmiş olacağı da düşünülebilir . Buradaki köşk, Ahmet III. döneminde, Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırıldı. 0 zamandan beri burası Boğaziçi'nin en güzel mesirelerinden biri oldu. 1243 (1827/ 1828) Türk-Rus savaşında Mahmut II. Sancağı Şerifi çıkarıp, Kalender köşküne koymuş, burası harekat üssü olmuştur.

 
İSTİNYE: Çok güzel doğal bir liman olarak, eski zamanlardan beri ünü bulunan İstinye'nin eskiden3 adı vardı: I. Stenos (Boğazın baş1angıcına yakın bir koy olmasından dolayı); 2. Leosthenes .yada Leahthanes (Megaralıların burada yetiştirdikleri bir bitkiden dolayı); 3. Sasthenion (Argonotların Amykos 'u yenmelerinin şükran anısı olarak inşa ettikleri adak yerinden dolayı. Burada daha önce Amphiaraos adak yeri bulunuyordu ve bunu büyük Konstantin bir Hıristiyan tapınağına dönüştürmüştü. Bizanslılar zamanında burada imparatorlarının sarayları vardı ki, 921'de Boğaziçi'ne kadar gelen Tuna Bulgarları, bunlardan Romanus 'un sarayını yakmışlardı. Bizans'ı denizden kuşatmaya gelen kavimlerin bu arada Rusların, gemileri burada demir atardı.

Boğaziçi 'nin en derin koyu etrafında olan bu köy, XVI. yüzyıl ortasından sonra gelişmiştir. Halkı yerli Rum ahali ile daha çok denizcilerden (Kürekçi-başı Ahmet Bey, gemi kaptanlarından Derviş Reis vb. gibi-) oluşurdu. Bunların sahilhaneleri ve kurdukları, inşa ettikleri mescit ve mahallelerden başka, Bayezıt II 'in torunu Nesli Şah Hanım Sultan 'ın yaptırdığı, mescit ve mahalle vardır ki, inşa tarihi ve bu mescidin İstanbul'daki vakıflarını gösteren vakfiyesi 947 (1540) tarihlidir. Evliya Çelebi zamanında limanın ağzında bir de misafirhane vardı. Koyun kıyısında ve iç tarafta bulunan köşkler ve yalılar zenginlerin rağbet ettiği bu semti her çağda Boğaziçi'nin en bayındır köşelerinden biri yapmış ve koyun sonundaki çayırlık ünlü bir mesire haline gelmiştir. Dolayındaki tepelerde kireç, ve taş ocakları bulunduğu gibi, özellikle Cezayirli Gazi Hasan Paşa zamanında faaliyet gösteren ve en büyük gemilerin kalafat ve tamir edilmelerine uygun bir kalafat yeri de vardı. Meşrutiyet döneminde de burada "Tamir Havuzları ve Destgahları Osmanlı Anonim Şirketi" adı ile bir denizcilik tesisi kurulmuştu. Bu kurum *****huriyet döneminde Devlet Deniz Yolları idaresinin elinde, bu türden işlere ayrılmıştır.

 
EMİRGAN (MİRGÜN): Buraya eskiden ünlü "Münşa'at al-salâtin" yazarı Nişancı Feridun Bey'e izafeten Feridun Bey bahçesi (Feridun Paşa bahçesi) denirdi. Murat IV.'ın Revan Fethi sırasında bu kalenin komutanı olup, kaleyi kahyası Murat Bey ile birlikte teslim edip padişaha sığınarak, İstanbul'a gelen, mansıplar ve vezirlik hasları alan Emirgüne 'ye burası da verildi. Onun burada, ara sıra kendisini ziyaret eden padişaha (Murat IV.) bir taht kurdurmak suretiyle sanatkârca ve İran zevkine göre inşa edilip donatılan süslü bir köşk yaptırması ile, bu semt daha çok ün kazandı. Katlinden (1051 = .1641/1642) sonra Kara Mustafa Paşa 'ya verilen bu kasır, onun da idamından sonra çeşitli kimselere geçti, ancak bir kısmı has bahçeye ayrılarak Mirgün adı bütün semtin adı oldu.

Abdülhamit I. döneminde şeyhülislam Mehmet Esat Efendi 'den devlete kalan buradaki köşk ye sahilhanenin yerine, padişahın emri ile, yeni bir cami ile dükkanlar ve hamam inşa edilerek, bir köy kuruldu ki, burası; Selim III. döneminde daha çok gelişti. Abdülhamit I. vakfından bir çeşme ile, Haseki kadın sarayı adı ile bilinen bir eve bitişik öteki bir çeşme (bânisi, Murat IV.), büyük Reşit Paşa. hayratından üçüncü bir çeşme vardır. Emirgan'ın suyu boldur. Bu çeşmelere Valide bendinden su gelirdi. Kanlıkavak diye tanınan su da köyün suyu olup, kaynağı 3 km. kadar güneybatıda ve Hacı Osman bayırındadır. Kıyının kuzey kısmında Mısır hidivi İsmail Paşa 'nın köşkleri bulunuyordu. Bunun yanındaki bahçe de ünlü bin mesire idi. Burası 1943'te İs- tanbul belediyesi tarafından halka özgü bir gezinti yeri durumuna getirilmek üzere, satın alındı.

Kıyının güney kısmında Mirgün camii bitişiğinde Şerif Abdullah Paşa sahilhanesi vardır ki, bu yalının süsleri çok güzel olan selamlık dairesi ,güzel bin sanat eseri sayılmaktadır. Gerek Hidiv ailesinin, gerek Şerif Abdullah Paşa'nın Mirgün'de yaptıkları; bir takım hayrat daha vardır.Koru dolayında kurulup da daha sonra eskimeye yüz tutması yüzünden belediyece yıktırılan hastanede bu aradadır.Boğaziçi'ndeki gümrüklerden biride burada bulunuyor ve gelirleri , beratla saray adamlarına veriliyordu.

 
BOYACIKÖY: Baltalimanı ile Emirgân arasında bir mahalledir. Semtin bu ismi almasına neden, şayak v.b. boyamak ve bu sanatı yurt da yaymak üzere, Kırkkilise dolayından Selim III. tarafından 1221 (1806/1807) 'de 40 evlik göçmen getirilip, buraya yerleştirilmesi olmuştur.

Köyde Topal Hüsrev Paşa hayratından iki eski çeşme vardır. Bunu izleyen kıyıya, servi ağaçları ile kaplı olduğu için, Kyparodes (bugünkü Kestane Korusu) deniliyordu. Bir kaya üzerinde tanrıçalardan Hekate'ye tahsis edilmiş bir adak yeri vardı.

 
BALTALiMANI: Rumeli-Hisarı burnundan sonra, kral Barbys'in Phaidaliae adlı kızının, üzerinden atlayarak, intihar ettiği kayaya ye kayanın dolayındaki yere Sinus Phidailae (bugünkü Balta-Limanı) adı verilmiştir. Burası, bundan başka Portas Muilerum (Gynaikon Limen "Kadınlar limanı") adını taşımış ve Gillius'a göre, Sarantakopa da denilmiştir.

Fatih'in kaptanı deryası Baltaoğlu Süleyman Bey'den adını alan bu koy, Rumeli Hisarı ve Emirgan arasında, kaynağı Levent ciftliğinde olan bir derenin ağzındadır. Burada Paşmakçı Şücaeddin tarafından kurulup mimberini , İmam-ı Sultani (Ahmet III.'in) adı ile tanınan al-Sayyid Muhammet Efendi'nin yaptırdığı bir cami ile Hezarpare Ahmet Paşa'nın blr çeşmesi vardır.

Selim III. döneminde valide kethüdası Giritli Yusuf Ağa da, dere içersindeki çayırlıkta, bir biniş köşkü yaptırmıştı. Bazen, sür-i hümayun dolayısıyla, burada vükela için çadırlar kurulur ve eğlenceler düzenlenirdi .

1236'da Mahmut II. cağında limanın ağzına bir tabya inşa edildi. Baltalimanı XIX. yüzyılda İstanbul zenginlerinin rağbet ettiği bir yer olduğundan, kıyı boyunca bir çok büyük yalılar vardı. Büyük Reşid Paşa tarafından yaptırılan ve sonra yüksek bir fiyatla Hükümete satıp, oğlu Ali Galip Paşa ile onun eşi Fatma Sultan'a verilen büyük kagir yalı, hala durmakta ise de, yakınında yine o yalı ile birlikte hükümete satılmış olan daha eski ve ahşap kısım yıkılmıştır. Bu kagir yalı eşi Seniha Sultan'dan dolayı, en son Osmanlı sadrazamlarından Damad Ferit Paşa ya geçmiş ve Mütarekeden sonraki dönemde (1918-1923) siyasi ve Mili Mücadele aleyhine görüşmelere, Hürriyet ve itilaf Fıkrası toplantılarına sahne olmuştur. *****huriyet döneminde burada bir süre Balıkçılık Enstitüsü kurulmuş, bugün bir hastane durumuna getirilmiştir. Sonradanda Baltalimanı ile Emirgan arasında "Reşit Paşa arazisi" denilen yerde bir kısım yer ayrılarak Reşit Paşa adı ile bir mahalle kuruldu. Reşit Paşa, Hariciye Nazırlığı zamanında eski yalısında, 3 Ağustos 1838'de Belçika ile, 16 ağustosta İngiltere ile birer ticaret antlaşması imzalamış, sadareti sırasında da Rusya ile 1 Mayıs 1849'da Eflâk-Boğdan beylikleri hakkında imzaladığı ant1aşma da, Balta-Limanı antlaşması adını almıştır.

 
RUMELİHİSARI: Rumeli Hisarı burnu, buradaki Hermes adak yerinden dolayı, Hermaion adını taşıyordu . Gene durumundan dolayı Lemocopion ve dalgaların gürültüsü bir köpeğin havlamasına benzetilerek, Pyrhias Kyon ("kızıl köpek") adları da verilmişti. Burada, İskitlere karşı savaşa giden Dara'nın ordusunu geçirmek Üzere, Sisamlı Androkles sallar ile ünlü bir köprü yapmıştı.

Rumeli Hisarı adı Fatih'in burada yaptırdığı hisardan gelir. Bebek ve Baltalimanı koyları arasında genişçe bir çıkıntı üzerinde bulunan bir yerdir.

Rumeli Hisarı, yangından sonra, Mahmut L tarafından yeniden yaptırılan (1746) İskele mescidi bânisi Hacı Kemaleddin mahallesi ile, mescidinin banisi (1540) defterdar Mustafa Efendi olan Arpa Emini Ali Torlak (Ali Dede mescidinin banisi), Kale içi ye Meydan mahallelerini kapsar. Evliya Çelebi burayı, hisar dışındaki mahallelerden bağ ve bahçesiz, kayalar üzerinde 1000'den fazla evden ibaret bir semt olarak gösterir. Buradaki muvakkithâne Beyhan Sultan (Mustafa III.'nın kızı) tarafından' yaptırılmıştır. *****a ve Bayram günleri hisara bayrak çekilir ve padişah boğaza çıktıkça, buradaki toplar onu selamlardı . Her dönemde saray ye devlet adamlarından bir çoğunun burada bağ ve yalıları vardı. Bu arada XVII. yüzyılda Vâlide Sultan (Mehmet IV.'in validesi)'in yaptırdığı köşk, XVIII. yüzyıl başlarında matbah-emini Halil Efendi 'nin bağı ile XVIII. ve XIX. yüzyıllarda, şeyhülislamlardan Mekki Mehmet Efendi Sıdkızade Ahmed Reşid Efendi'nin sahilhaneleri zikredilebilir. Rumeli Hisarı' nın en yüksek noktasında, tekkelerin kapatılmasına kadar, Nafi Baba tekkesi adlı bir bektaşi tekkesi bulunduğu gibi, civarındaki şehitlikte ünlülerden bir çokları gömülüdür.Ünlü hattatlardan Mustafa b. 'Abd al-Rahim ve Ahmed Vefik Paşa bunlar arasındadır.

Köşkü de burada bulunan Ahmed Vefik Paşa, kendisini hisarın bekçisi sayardı. Abdülaziz zamanında bu kalelerden birisi yıkılarak yerine bir saray inşa edilmesi söz konusu olunca, gösterdiği sinirlilik ve verdiği cevap, onun, bu büyük Türk anıtına karşı duyduğu bağlılığın derecesini belirtir.









Copyright © Sarıyer - Sariyerim.com - Bogazin incisi Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2005-10-31 (7955 okuma)

[ Geri Dön ]

Her hakkı saklıdır © 2007
Kodlama ve tasarım nuke.pehaspe.com ekibi tarafından yapılmıştır

lütfen site kullanımı için gizlilik ilkelerini okuyunuz

oyun komedi sohbet
www.gokhanakin.com